5 Mart 2013 Salı

Kadınlar yalnız...


Eskiden kadına taciz vardı şimdi mobbing var. Birkaç gün önce, çalışan ve kariyeri azımsanmayacak seviyede olan bir bayan arkadaşım gece yarısı telefon açıp “Bütün erkekler gerizekalı ve öküz!” dedi. Genelleme yapmasaydın keşke dedim, “Hayır, öyleler” dedi. Bu noktada, o anki öfkeyle benim bir erkek olduğumu unutması, beni de kendimi sorgulamaya yönelttiği anda bundan şüphe duymamam gerektiğini ve tamamen arkadaşımın yaşadığı şok ile ilgili olduğu kanaatine çabucak vardım. Yoksa bu durum gerçekten benim de psikolojimi derinden etkileyecekti çünkü bir erkeğin kendini yok etme düğmesi erkekliğinin sorgulanmasıdır. Bu kadar el altında ve emniyetsiz duran bu düğme, herhangi bir erkeğin kendini bir anda serin bir çatıda rüzgarı hissederken bulmasına yol açabilir. Arkadaşım bir müşterisinin, önce hepimizin içinde bulunduğu sosyal platformlardan birinde arkadaşlık talebi gönderdiğini, kendisinin de nezaketen kabul ettiğini, ancak o gece, ne kadar yalnız olduğundan, hayatının ne kadar sıkıcı olduğundan, birlikte bir şeyler yapmanın ne kadar heyecanlı ve güzel olacağından, zaten karısıyla ayrılmak üzere olduklarından bahsederken, bu kısımları kibarca sayabileceğimiz şekilde devamını getirmiş. Arkadaşım, ağlayarak “Ben işimi yapmak istiyorum ama bıktım artık bu kaçıncı?” diyerek telefonda ağlarken, aslında bunun cinsimizle değil, içimizdeki arsız kişiyle alakalı olduğunu düşünüyordum. Arkadaşımı teselli edebilmek için söyleyecek pek bir şey bulamadım ama elimden geleni yaptım. Şimdi daha sık arayıp hatrını soruyorum. Bu atlatılmış bir şey değil tabii ki. Muhtemelen birkaç gün sonra benzer bir şeyi yine yaşayacak ve bu sahne her an tekrarlanabilir.

Ben ise halen bir genellemeye kurban gitmiş durumdayım. Arkadaşımın gözünde, erkek olduğum için gerizekalı bir öküz müyüm? Yoksa beni erkekten saymadığı fikriyle öküz olmadığıma sevinip bir yandan “Erkek değilsem neyim?” diye düşüncelere mi dalmalıyım bilmiyorum.

Fazla düşünmeyi reddeden bir ırk olarak bir çok şeyi derinlemesine düşünmek beni homoseksüel hissettirmiyor aksine bir kadını anlayabilmek için harcadığım zaman, -her ne kadar ömrümün yetmeyeceğini bildiğim bir uğraş bile olsa- yol üzerinde daha farklı ve güzel keşifler yapmamı da sağlıyor. Yani Bodrum’a giderken İzmir gibi güzel bir yerden geçiyorsunuz ve o güzelliği de keşfetmiş oluyorsunuz. Bodrum’a varmasam bile İzmir’in güzelliğini görmüş olabiliyorum.

“Benim çocukluğumda...” diye başlamak klasik gelebilir ama ben küçükken sabahları kuş sesleriyle uyanırdım. Meyveyi komşuların bahçelerinde dalından yerdim ve kelebek görmek, yağmurdan sonra solucan görmek, ilkbaharda çiçeklerin kokusunu duymak normal şeylerdi ve bunlar yaşamımızı güzelleştirirdi. Şimdi bunlar neden yok? Çünkü onlara yaşam alanı bırakmadık. Oda spreyinden çiçek kokusu almak, organik pazardan ne idüğü belirsiz meyveleri alıp dondurucuya tıkmak, kuş sesini kapı zilinden duymak mutlu mu ediyor bizi? Etmemeli!

Şimdi de kadınlara yaşam alanı bırakmıyoruz. “Araba kullanmayı beceremiyorlar!” Evet beceremiyorlar ve becerebildikleri kadar yapıyorlar. Kim anasından şoför doğuyor? Biz daha araba kullanmanın erkek işi olduğu zihniyetini aşmış nesillere gelemedik. Benim kızım 10 yaşında ve birkaç yıl sonra ona araba kullanmayı öğreteceğim, kızım ehliyetini aldığında onun için kimse “kadın işte bir arabayı park edemedi” diyemeyecek çünkü park edebilecek. İş yaşamında yine aynı şey... “Senin aklın basmaz!” Tabii ki basmaz çünkü o kadın dantel örmek ve çocuk doğurmak üzere büyütüldü. Ne olacak? Öğrenecek. Üniversiteye giden genç kız için hala “Okuyupta orospu mu olucan?” diyen bağnaz kaldı mı bilmiyorum ama varsa da birinin bu tiplere hiçbir fakültede fahişelik bölümü olmadığını söylemesi lazım. Ayrıca hangi genelevde üniversite diplomalı fahişeye rastlanmış?... Toplumun korktuğu bütün rezillikler cehaletten gelir. Sabah programlarında çoluğunu çocuğunu bırakıp başka adama kaçan bayan profesör göreniniz var mı? Yüksek lisans yapmış bir kadınla para verip birlikte olan var mı? Yoksa biz gerizekalı öküzler rahatça kullanabilmek için kadınların düşkün olmasını mı istiyoruz? (Bunu bir daha aklımdan geçirmeyeceğim, tüylerim diken diken oldu.) Çalıştığınız ofiste hiç kadın olmadığını düşündünüz mü? Takkeli ve tesbihli bazı ticarethanelerde hala bunu görmek mümkün tabii ki ama çok şükür genelden bahsediyoruz... Çalıştığımız alanda kadınların olmaması ne sıkıcıdır. Sabah işe gelirsiniz aklınıza askerlik günleriniz gelir. Sekreteriniz erkektir, çayınızı da bir erkek getirir. Kapısında “Kadın giremez.” yazan bir plaza düşünün. Saplardan oluşan gurupla çalışıp öğlen de yemeğe çıkarsınız. Aradığınız her yerde karşınızda bir erkek sesi... Hatta telesekreter kayıtları bile... Tipini tahmin etmeye çalıştığınız bir adam...

“Dahili numarayı biliyorsanız tuşlayınız, bilmiyorsanız sekreterimiz  Haydar (!) sizi yönlendirecektir”

Son moda sokak overlokçuları bile kadın sesi kullanıyor. Birlikte çalışmanın bir egemenlik savaşı olmadığı fikrine alışmak lazım. Kadınların, mümkün olan her ortamda çalışmaları gerekir. Buna izin vermemekle veya engel olmaya çalışmakla ele geçecek kazancı bilen varsa umarım bu yapılana değerdir. Ama benim için bu kadar renksiz bir ortamda çalışmak düşünülemez.

Her şeyi eleştirmek kolaydır benim şu an yaptığım gibi... Ve sayfalarca devam edip, çalışan kadının medeni durumuna bakılmadan taciz edilmesine, müşteri sıfatıyla gittiğiniz için güleryüz gördüğünüz gerçeğini kabullenmek yerine “iş atıyo” diye düşünüp satın alacağınız şeyi “bunu alınca sizi de beraberinde veriyorlar mı?” tarzında esprilerle, acizliğinizi açıkça belli eden aşağılık sırnaşmalarınız kadınları etkilemez. Her canlının erkeği vardır, aslanın da sırtlanın da. Erkek ve kadının toplum içinde yaşaması iki şekilde olabilecektir. Kadınlar ya yanımızda olur ya da karşımızda.

Bu durum kadınların bize olan güveninin yok olmasına, yaşamlarına ilaveten yük olmamıza neden oluyor. Bir gün gelip bir kadından gerçekten hoşlandığımızda, bunu belli etmek için yapacağımız her hareket o kadına ördürdüğümüz yüksek duvarlara takılıp kalacak.

Kadınlar yalnız, çünkü biz buyuz...

1 yorum:

  1. işte ben de onu soruyorum hep içimden. ( ve hatta dışımdan ) Hangi ara böyle oldu bu adamlar? Değildiniz, yeminle böyle değildiniz. Hep "öküzdünüz" ama bu kadar umursamaz değildiniz. Bir kadına azıcık duyguyla baktığınızda , kadın bilirdi yarın da öyle bakacağınızı. Başka türlü endişelenirdi. "Beni bırakıp gidecek mi?" nin yerini " Nasılsa bi halt olmayacak, içim gitse ne olur gitmese ne olur." aldı. Kadın da "öküzleşti" bi bakıma. Erkek "öküzüyle" kadın arasındaki fark, kadın umudunu hiç yitirmedi. Erkek -artık ne arıyorsa- arayışına devam etmekte. Ve sanırım o öküzler ölmeden yeni ortaklıklar tekrar sağlanamayacak.

    YanıtlaSil