Eskiden kadına taciz vardı şimdi mobbing var. Birkaç gün önce,
çalışan ve kariyeri azımsanmayacak seviyede olan bir bayan arkadaşım gece
yarısı telefon açıp “Bütün erkekler gerizekalı ve öküz!” dedi. Genelleme
yapmasaydın keşke dedim, “Hayır, öyleler” dedi. Bu noktada, o anki öfkeyle
benim bir erkek olduğumu unutması, beni de kendimi sorgulamaya yönelttiği anda
bundan şüphe duymamam gerektiğini ve tamamen arkadaşımın yaşadığı şok ile
ilgili olduğu kanaatine çabucak vardım. Yoksa bu durum gerçekten benim de psikolojimi
derinden etkileyecekti çünkü bir erkeğin kendini yok etme düğmesi erkekliğinin
sorgulanmasıdır. Bu kadar el altında ve emniyetsiz duran bu düğme, herhangi bir
erkeğin kendini bir anda serin bir çatıda rüzgarı hissederken bulmasına yol
açabilir. Arkadaşım bir müşterisinin, önce hepimizin içinde bulunduğu sosyal
platformlardan birinde arkadaşlık talebi gönderdiğini, kendisinin de nezaketen
kabul ettiğini, ancak o gece, ne kadar yalnız olduğundan, hayatının ne kadar
sıkıcı olduğundan, birlikte bir şeyler yapmanın ne kadar heyecanlı ve güzel
olacağından, zaten karısıyla ayrılmak üzere olduklarından bahsederken, bu
kısımları kibarca sayabileceğimiz şekilde devamını getirmiş. Arkadaşım,
ağlayarak “Ben işimi yapmak istiyorum ama bıktım artık bu kaçıncı?” diyerek
telefonda ağlarken, aslında bunun cinsimizle değil, içimizdeki arsız kişiyle
alakalı olduğunu düşünüyordum. Arkadaşımı teselli edebilmek için söyleyecek pek
bir şey bulamadım ama elimden geleni yaptım. Şimdi daha sık arayıp hatrını
soruyorum. Bu atlatılmış bir şey değil tabii ki. Muhtemelen birkaç gün sonra
benzer bir şeyi yine yaşayacak ve bu sahne her an tekrarlanabilir.
Ben ise halen bir genellemeye kurban gitmiş durumdayım. Arkadaşımın
gözünde, erkek olduğum için gerizekalı bir öküz müyüm? Yoksa beni erkekten saymadığı
fikriyle öküz olmadığıma sevinip bir yandan “Erkek değilsem neyim?” diye
düşüncelere mi dalmalıyım bilmiyorum.
Fazla düşünmeyi reddeden bir ırk olarak bir çok şeyi derinlemesine
düşünmek beni homoseksüel hissettirmiyor aksine bir kadını anlayabilmek için
harcadığım zaman, -her ne kadar ömrümün yetmeyeceğini bildiğim bir uğraş bile
olsa- yol üzerinde daha farklı ve güzel keşifler yapmamı da sağlıyor. Yani
Bodrum’a giderken İzmir gibi güzel bir yerden geçiyorsunuz ve o güzelliği de
keşfetmiş oluyorsunuz. Bodrum’a varmasam bile İzmir’in güzelliğini görmüş
olabiliyorum.
“Benim çocukluğumda...” diye başlamak klasik gelebilir ama ben
küçükken sabahları kuş sesleriyle uyanırdım. Meyveyi komşuların bahçelerinde
dalından yerdim ve kelebek görmek, yağmurdan sonra solucan görmek, ilkbaharda
çiçeklerin kokusunu duymak normal şeylerdi ve bunlar yaşamımızı
güzelleştirirdi. Şimdi bunlar neden yok? Çünkü onlara yaşam alanı bırakmadık.
Oda spreyinden çiçek kokusu almak, organik pazardan ne idüğü belirsiz meyveleri
alıp dondurucuya tıkmak, kuş sesini kapı zilinden duymak mutlu mu ediyor bizi?
Etmemeli!
Şimdi de kadınlara yaşam alanı bırakmıyoruz. “Araba kullanmayı
beceremiyorlar!” Evet beceremiyorlar ve becerebildikleri kadar yapıyorlar. Kim
anasından şoför doğuyor? Biz daha araba kullanmanın erkek işi olduğu
zihniyetini aşmış nesillere gelemedik. Benim kızım 10 yaşında ve birkaç yıl
sonra ona araba kullanmayı öğreteceğim, kızım ehliyetini aldığında onun için
kimse “kadın işte bir arabayı park edemedi” diyemeyecek çünkü park edebilecek.
İş yaşamında yine aynı şey... “Senin aklın basmaz!” Tabii ki basmaz çünkü o
kadın dantel örmek ve çocuk doğurmak üzere büyütüldü. Ne olacak? Öğrenecek.
Üniversiteye giden genç kız için hala “Okuyupta orospu mu olucan?” diyen bağnaz
kaldı mı bilmiyorum ama varsa da birinin bu tiplere hiçbir fakültede fahişelik
bölümü olmadığını söylemesi lazım. Ayrıca hangi genelevde üniversite diplomalı
fahişeye rastlanmış?... Toplumun korktuğu bütün rezillikler cehaletten gelir.
Sabah programlarında çoluğunu çocuğunu bırakıp başka adama kaçan bayan profesör
göreniniz var mı? Yüksek lisans yapmış bir kadınla para verip birlikte olan var
mı? Yoksa biz gerizekalı öküzler rahatça kullanabilmek için kadınların düşkün
olmasını mı istiyoruz? (Bunu bir daha aklımdan geçirmeyeceğim, tüylerim diken
diken oldu.) Çalıştığınız ofiste hiç kadın olmadığını düşündünüz mü? Takkeli ve
tesbihli bazı ticarethanelerde hala bunu görmek mümkün tabii ki ama çok şükür
genelden bahsediyoruz... Çalıştığımız alanda kadınların olmaması ne sıkıcıdır.
Sabah işe gelirsiniz aklınıza askerlik günleriniz gelir. Sekreteriniz erkektir,
çayınızı da bir erkek getirir. Kapısında “Kadın giremez.” yazan bir plaza
düşünün. Saplardan oluşan gurupla çalışıp öğlen de yemeğe çıkarsınız.
Aradığınız her yerde karşınızda bir erkek sesi... Hatta telesekreter kayıtları
bile... Tipini tahmin etmeye çalıştığınız bir adam...
“Dahili numarayı biliyorsanız tuşlayınız, bilmiyorsanız
sekreterimiz Haydar (!) sizi
yönlendirecektir”
Son moda sokak overlokçuları bile kadın sesi kullanıyor. Birlikte
çalışmanın bir egemenlik savaşı olmadığı fikrine alışmak lazım. Kadınların,
mümkün olan her ortamda çalışmaları gerekir. Buna izin vermemekle veya engel
olmaya çalışmakla ele geçecek kazancı bilen varsa umarım bu yapılana değerdir.
Ama benim için bu kadar renksiz bir ortamda çalışmak düşünülemez.
Her şeyi eleştirmek kolaydır benim şu an yaptığım gibi... Ve
sayfalarca devam edip, çalışan kadının medeni durumuna bakılmadan taciz
edilmesine, müşteri sıfatıyla gittiğiniz için güleryüz gördüğünüz gerçeğini
kabullenmek yerine “iş atıyo” diye düşünüp satın alacağınız şeyi “bunu alınca
sizi de beraberinde veriyorlar mı?” tarzında esprilerle, acizliğinizi açıkça
belli eden aşağılık sırnaşmalarınız kadınları etkilemez. Her canlının erkeği
vardır, aslanın da sırtlanın da. Erkek ve kadının toplum içinde yaşaması iki
şekilde olabilecektir. Kadınlar ya yanımızda olur ya da karşımızda.
Bu durum kadınların bize olan güveninin yok olmasına, yaşamlarına
ilaveten yük olmamıza neden oluyor. Bir gün gelip bir kadından gerçekten
hoşlandığımızda, bunu belli etmek için yapacağımız her hareket o kadına
ördürdüğümüz yüksek duvarlara takılıp kalacak.
Kadınlar yalnız, çünkü biz buyuz...
işte ben de onu soruyorum hep içimden. ( ve hatta dışımdan ) Hangi ara böyle oldu bu adamlar? Değildiniz, yeminle böyle değildiniz. Hep "öküzdünüz" ama bu kadar umursamaz değildiniz. Bir kadına azıcık duyguyla baktığınızda , kadın bilirdi yarın da öyle bakacağınızı. Başka türlü endişelenirdi. "Beni bırakıp gidecek mi?" nin yerini " Nasılsa bi halt olmayacak, içim gitse ne olur gitmese ne olur." aldı. Kadın da "öküzleşti" bi bakıma. Erkek "öküzüyle" kadın arasındaki fark, kadın umudunu hiç yitirmedi. Erkek -artık ne arıyorsa- arayışına devam etmekte. Ve sanırım o öküzler ölmeden yeni ortaklıklar tekrar sağlanamayacak.
YanıtlaSil