4 Mart 2013 Pazartesi

Biraz düşününce...


Önceden yazıldığı ve asla dışına çıkılamayacağı söylenen kader, birçok insanın inandığı halde hayatı boyunca en çok direndiği ruhani bir oluşumdur. Her insan yaratanın gözünde aynı değeri taşır, kimsenin kimseden fazlası eksiği olmaz. Bilim adamları yüzyıllardır hangi maddenin nelerden meydana geldiğini çözmeye çalışıyor, teknoloji ilerledi, daha büyük teleskoplar, daha iyi mikroskoplar yapıldı ama hala her şeyi oluşturan “bir”e ulaşamadı. Bazı bilim adamları her şeyin “bir”den meydana geldiği fikriyle “bir” yaratan olduğuna ve her şeyin ondan geldiğine inanıyorlar. (Çok saçma gelmiyor.) Bu durumda, gözümüzün gördüğü her şey yaratanın “bir” parçasından dönüşerek oluşuyor.

Demek ki her dinde muhakkak belirtilen

“O her yerdedir”

tanımı, ya da Kuran’da geçen

“Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi 16. Ayet.

Buradaki “yakınlık” tam olarak düşündüğümüz şekilde değilmiş. Ayrıca yaratılan en gelişmiş varlık insan olduğundan, hiç tevazu göstermeden ve bütün kibirimizle “Hepimiz Tanrı tarafından yaratılmış küçük birer Tanrıyız” tıpkı dağdan kopan bir parçaya kaya denmesi gibi. Keza bir erkeğin bir insanı dünyaya getirecek olan spermi kendi vücudundan ürettiğini düşündüğümüzde erkekler de kendini bir yaratan olarak görüp gururlanabilir ancak aynı şeyi bir maymunun da yapabildiğini düşündüğümüzde çok da gurur verici olmuyor. Bununla beraber Kuran’da neden “insanı biz yarattık...” deniyor? Biz kim? Bize anlatılırken biz denmiyor ki? Her şeyi Allah yarattı O tek ve eşsizdir deniyor.


“Dünya nüfusunu bir nesilde iki katına çıkarmak için
on - on beş bin erkek yeterken, kadınların tamamına ihtiyaç vardır.

Yeniçağ feministlerine göre bu gerçek neyi gösterir?

1. Bir kadın vücudu her zaman bir erkek vücudundan daha kıymetlidir.

2. Erkekler her zaman gerektiğinden fazladır.

Yine de üreme, evlilik ve çoğalma işleri, bugün hala erkekler dünyasının bir parçasıdır. Kadınların evlenme teklif edip erkeklerin bunu gözleri ışıldayarak kabul ettikleri gün yeniçağ feministlerinin zafer günü olacak.”

Şeytanın Fısıldadıkları/Emre Yılmaz

Akvaryuma balık alırken bile aynı cinsten iki dişiye bir erkek alınıyor. Dünyadaki kadın - erkek nüfusunun orantısına bakılınca sayı olarak aşağı yukarı eşit görünüyor. Feminizm, erkek gücü karşısında hep biçare olarak göründü ancak kadının hakları konusunda, kadının kendisinin karar vermesi avantajı var. Birçok toplumda da evde oturan erkeğe “Ne oturuyosun, git bir iş bul çalış” denirken kadının çalışma yükümlülüğü sadece kendi ihtiyacı olduğunda vardır. Erkekler başlangıçtan beri avcı, savaşçı, koruyucu, gözetici rolünü taşırken, kadın sonradan kendine bir rol bulma ve bunu kendi istekleri doğrultusunda şekillendirme şansını yakalamıştır. Kadının geçmişte ve bugün değişmeyen tek meziyeti; erkeği yönetme ve yönlendirme sanatını çok iyi icra etme yeteneğidir. Bu beceriyi kullanmak için ise uygun bir erkeğe ihtiyaç vardır. Özellikle son yıllarda kadınların çok şikayet ettiği anlayışsız erkek modeli, erkeklerin kadınlara artık güvenmiyor oluşudur. Kadınlar ise erkeklere zaten güvenmiyordu... Evlilik için en önemli malzeme de güven olduğundan, artık daha az evlenip daha çok boşanıyoruz. Eskiden ünlülerin beş-altı aylık evlilik süreleri magazin sayfalarında olay olurken şimdi gündelik hayatta rastlayıp pek şaşırmıyoruz. Belirli dönemlerde kadınları onore etmek ve ezildiklerini unutturmak için yapılan araştırma ve incelemelerde alınan sonuçlar pek değişmez. “Kadınlar daha akıllıdır” Peki daha yakın bir zaman önce, şu olana ne demeli?

Yeni hükümetin -tek- kadın bakanı F.Ş.: TBMM’de kadın temsili, büyük bir sıçrama yakalamıştır.

Lüzumsuz açıklama: Meclisteki ezici erkek çoğunluk mevcut bakanlıklara kıyamadığından, F.Ş için Aile ve Sosyal Politikalar adında yeni bir bakanlık açmıştır. Şikayetinizi AİHM’ye memnuniyetinizi uluorta herkese, derdinizi Marko Paşa’ya anlatınız.


Erkekler bilimsel araştırmalarda hep daha az akıllı çıkıyor çünkü kadının öngörüsüne “ZEKA” erkeğin öngörüsüne “ŞOM AĞIZLILIK denir.


Bu özellik kadına doğuştan verilmiştir. Kibarlık, nezaket ve siyaset erkeğin büyüdükçe öğrenip geliştirdiği, kadının ise doğuştan sahip olup sonradan yitirebildiği bir meziyettir. Kadınlar akıl yürütür, erkekler yapar. Bu mantıklı bir iş bölümü olsa gerek ki hep böyle devam ediyor. Bunu reddeden erkekler ise kadınlar arasında pek sevilmiyor. Ama bunun sonucunda dünyadaki tüm icatların ve felsefelerin erkekler tarafından geliştirilmiş olması, hatta “kadın işi” diye bilinen işlerde, kadınların kendi başarılarından neredeyse hiç söz ettirememeleri tembelliklerinden mi yoksa gerçekten erkeklerin daha yetenekli olmalarından mı bilinmez. Bu konuya “kadınlar hep ezildi, arka plana atıldı o yüzden ortaya çıkıp kendilerini geliştiremediler” gibi saçma bir karşılık en azından içinde bulunduğumuz çağ için geçerli değil çünkü bu çağ, Türkan Saylan gibi bir şahsiyet görmüştür. Aynı çağ içinde on tane daha cesur Türkan yetişseydi, bugün durum daha farklı olurdu. Kadınlık meziyetleri sadece erkeğin verdiği bir tohumu 9 ay bakıp büyütüp insan haline dönüştürdükten sonra doğurmak ve bakmaktan ibaret kalmamalıydı. Ayrıca erkekler bunu yapabiliyor olsaydı emin olun hiçbir kadın bu işe de bulaşmazdı. Kadının her çağda erkekten daha çok rahata düşkün olduğu inkar edilemez ama çalışan, kazanan ve savaşan erkek olduğu için rahat etmeyi ve hizmet görmeyi hak olarak kullanabiliyordu. Kadınların “usta ve egemen” olması gereken konularda da erkeklerin önde olması bence kadınların eksikliği. Neden en ünlü aşçılar erkek? Neden ünlü modacıların çoğunluğu erkek?

Bütün kötü yakıştırmalar erkeklere yapılıyor. Öküz, hayvan, köpek, ayı, kereste, davar vb. Sabah minibüste mandalina torbasını kafama vuran kadına diyecek bir şey bulamadım ben? Metrobüs beklerken bana omuz atıp koltuk kapan kadına da hiçbir şey diyemedim? Telefonla konuşurken gülmekten ağzını fırın gibi açınca bademciklerindeki hafif kızarıklığı bile görüp “hep buzlu votkadan” dediğim kadın, 20 santim çaplı su birikintisindeki bir avuç suyla üstümü çamur edip, güneşli bir günde beni,  kaderimi sorgulamaya itince ona diyecek bir şey bulamadım...
Eğer kadınlar statüyü bir “beklenti” olarak görmeselerdi erkek jinekolog diye bir şey olmazdı. Bir kadının derdini, başka bir kadından daha iyi kim anlayabilir? Kaldı ki birçok kadın özellikle erkek jinekolog tercih ediyor ve bunun seksüel bir amacı yok. Erkekler kadınların ne istediğini bilmiyorsa, erkek modacılar nasıl bunu yakalayabiliyor? Hepsi mi homoseksüel? Ya da bir erkeğin, kadının beğenilerine ve ihtiyaçlarına bu kadar yaklaşabiliyor olması onu çok iyi gözlemlediği anlamına gelmiyor mu? Ayrıca erkeklerin içinden çok başarılı çocuk doktorları çıkması da kadınları üzmeli. Eşitlik denilen, aynı sayıda jinekolog ve modacı sayısı amaçlamak mı? Yoksa kendine düşen konularda egemenlik sağlayıp saygı kazanılması gerekliliği mi? (Oto tamirciliğinin erkek işi olması gibi) Yüzyıllardır kadın doğduğu için eşitsizlikten şikayet eden şimdiki kadar olmadı. Aslında tüm çağlar boyunca kadınlar erkeklere bir şekilde istediklerini yaptırdılar çünkü adlarının kahraman olup olmamasını erkekler kadar umursamadılar. Bence şu anki durum kadınların kendi seçimidir. Adına ister korkaklık densin ister rahatına düşkünlük...


Kim bu kadar iyi bir maşası varken elini ateşe sokar ki?


Yani yeterince ses çıkartabiliyor olmak anlaşıldığın anlamına gelmez. Kültürümüz içerisine yerleşmiş “kız isteme ritüeli” bir sembol olmanın dışına çıktığında anlamsızlaşır. Stockholm sendromunda ise baskı uygulayana sempati vardır oysa normal bir kadın, sahiplenilmeyi, bakılmayı, doyurulmayı, gezdirilmeyi, şefkat gösterilmeyi, korunmayı bekler. Zorla sahip olunmaz efendi gibi babasından istenir. Vermezse kız kendi kaçar. Eğer kaçmıyorsa korktuğundan değil kaçacağı kişiye güvenmediğindendir çünkü tam anlamıyla cahil olmayan veya hiçbir yerin yaşadığı yerden daha kötü olamayacağını bilenler hariç, geri dönüşün olmadığı bir gidiş kesinlikle üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir karardır. Bugün, gelişmiş bölgelerde “kız isteme” merasimi bile yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder