Önceden yazıldığı ve asla dışına çıkılamayacağı söylenen kader,
birçok insanın inandığı halde hayatı boyunca en çok direndiği ruhani bir
oluşumdur. Her insan yaratanın gözünde aynı değeri taşır, kimsenin kimseden
fazlası eksiği olmaz. Bilim adamları yüzyıllardır hangi maddenin nelerden
meydana geldiğini çözmeye çalışıyor, teknoloji ilerledi, daha büyük
teleskoplar, daha iyi mikroskoplar yapıldı ama hala her şeyi oluşturan “bir”e
ulaşamadı. Bazı bilim adamları her şeyin “bir”den meydana geldiği fikriyle
“bir” yaratan olduğuna ve her şeyin ondan geldiğine inanıyorlar. (Çok saçma
gelmiyor.) Bu durumda, gözümüzün gördüğü her şey yaratanın “bir” parçasından
dönüşerek oluşuyor.
Demek ki her dinde muhakkak belirtilen
“O her yerdedir”
tanımı, ya da Kuran’da geçen
“Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler
vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi 16.
Ayet.
Buradaki “yakınlık” tam olarak düşündüğümüz şekilde değilmiş. Ayrıca
yaratılan en gelişmiş varlık insan olduğundan, hiç tevazu göstermeden ve bütün
kibirimizle “Hepimiz Tanrı tarafından yaratılmış küçük birer Tanrıyız” tıpkı
dağdan kopan bir parçaya kaya denmesi gibi. Keza bir erkeğin bir insanı dünyaya
getirecek olan spermi kendi vücudundan ürettiğini düşündüğümüzde erkekler de
kendini bir yaratan olarak görüp gururlanabilir ancak aynı şeyi bir maymunun da
yapabildiğini düşündüğümüzde çok da gurur verici olmuyor. Bununla beraber
Kuran’da neden “insanı biz yarattık...” deniyor? Biz kim? Bize anlatılırken biz
denmiyor ki? Her şeyi Allah yarattı O tek ve eşsizdir deniyor.
“Dünya
nüfusunu bir nesilde iki katına çıkarmak için
on
- on beş bin erkek yeterken, kadınların tamamına ihtiyaç vardır.
Yeniçağ
feministlerine göre bu gerçek neyi gösterir?
1.
Bir kadın vücudu her zaman bir erkek vücudundan daha kıymetlidir.
2.
Erkekler her zaman gerektiğinden fazladır.
Yine
de üreme, evlilik ve çoğalma işleri, bugün hala erkekler dünyasının bir
parçasıdır. Kadınların evlenme teklif edip erkeklerin bunu gözleri ışıldayarak
kabul ettikleri gün yeniçağ feministlerinin zafer günü olacak.”
Şeytanın
Fısıldadıkları/Emre Yılmaz
Akvaryuma balık alırken bile aynı cinsten iki dişiye bir erkek
alınıyor. Dünyadaki kadın - erkek nüfusunun orantısına bakılınca sayı olarak
aşağı yukarı eşit görünüyor. Feminizm, erkek gücü karşısında hep biçare olarak
göründü ancak kadının hakları konusunda, kadının kendisinin karar vermesi
avantajı var. Birçok toplumda da evde oturan erkeğe “Ne oturuyosun, git bir iş
bul çalış” denirken kadının çalışma yükümlülüğü sadece kendi ihtiyacı olduğunda
vardır. Erkekler başlangıçtan beri avcı, savaşçı, koruyucu, gözetici rolünü
taşırken, kadın sonradan kendine bir rol bulma ve bunu kendi istekleri
doğrultusunda şekillendirme şansını yakalamıştır. Kadının geçmişte ve bugün
değişmeyen tek meziyeti; erkeği yönetme ve yönlendirme sanatını çok iyi icra
etme yeteneğidir. Bu beceriyi kullanmak için ise uygun bir erkeğe ihtiyaç
vardır. Özellikle son yıllarda kadınların çok şikayet ettiği anlayışsız erkek
modeli, erkeklerin kadınlara artık güvenmiyor oluşudur. Kadınlar ise erkeklere
zaten güvenmiyordu... Evlilik için en önemli malzeme de güven olduğundan, artık
daha az evlenip daha çok boşanıyoruz. Eskiden ünlülerin beş-altı aylık evlilik
süreleri magazin sayfalarında olay olurken şimdi gündelik hayatta rastlayıp pek
şaşırmıyoruz. Belirli dönemlerde kadınları onore etmek ve ezildiklerini
unutturmak için yapılan araştırma ve incelemelerde alınan sonuçlar pek
değişmez. “Kadınlar daha akıllıdır” Peki daha yakın bir zaman önce, şu olana ne
demeli?
Yeni hükümetin -tek- kadın bakanı F.Ş.: TBMM’de kadın temsili, büyük
bir sıçrama yakalamıştır.
Lüzumsuz açıklama: Meclisteki ezici erkek çoğunluk mevcut
bakanlıklara kıyamadığından, F.Ş için Aile ve Sosyal Politikalar adında yeni
bir bakanlık açmıştır. Şikayetinizi AİHM’ye memnuniyetinizi uluorta herkese,
derdinizi Marko Paşa’ya anlatınız.
Erkekler bilimsel araştırmalarda hep daha az akıllı çıkıyor çünkü
kadının öngörüsüne “ZEKA” erkeğin öngörüsüne “ŞOM AĞIZLILIK denir.
Bu özellik kadına doğuştan verilmiştir. Kibarlık, nezaket ve siyaset
erkeğin büyüdükçe öğrenip geliştirdiği, kadının ise doğuştan sahip olup
sonradan yitirebildiği bir meziyettir. Kadınlar akıl yürütür, erkekler yapar.
Bu mantıklı bir iş bölümü olsa gerek ki hep böyle devam ediyor. Bunu reddeden
erkekler ise kadınlar arasında pek sevilmiyor. Ama bunun sonucunda dünyadaki
tüm icatların ve felsefelerin erkekler tarafından geliştirilmiş olması, hatta
“kadın işi” diye bilinen işlerde, kadınların kendi başarılarından neredeyse hiç
söz ettirememeleri tembelliklerinden mi yoksa gerçekten erkeklerin daha
yetenekli olmalarından mı bilinmez. Bu konuya “kadınlar hep ezildi, arka plana
atıldı o yüzden ortaya çıkıp kendilerini geliştiremediler” gibi saçma bir
karşılık en azından içinde bulunduğumuz çağ için geçerli değil çünkü bu çağ,
Türkan Saylan gibi bir şahsiyet görmüştür. Aynı çağ içinde on tane daha cesur
Türkan yetişseydi, bugün durum daha farklı olurdu. Kadınlık meziyetleri sadece
erkeğin verdiği bir tohumu 9 ay bakıp büyütüp insan haline dönüştürdükten sonra
doğurmak ve bakmaktan ibaret kalmamalıydı. Ayrıca erkekler bunu yapabiliyor
olsaydı emin olun hiçbir kadın bu işe de bulaşmazdı. Kadının her çağda erkekten
daha çok rahata düşkün olduğu inkar edilemez ama çalışan, kazanan ve savaşan
erkek olduğu için rahat etmeyi ve hizmet görmeyi hak olarak kullanabiliyordu.
Kadınların “usta ve egemen” olması gereken konularda da erkeklerin önde olması
bence kadınların eksikliği. Neden en ünlü aşçılar erkek? Neden ünlü modacıların
çoğunluğu erkek?
Bütün kötü yakıştırmalar erkeklere yapılıyor. Öküz, hayvan, köpek,
ayı, kereste, davar vb. Sabah minibüste mandalina torbasını kafama vuran kadına
diyecek bir şey bulamadım ben? Metrobüs beklerken bana omuz atıp koltuk kapan
kadına da hiçbir şey diyemedim? Telefonla konuşurken gülmekten ağzını fırın
gibi açınca bademciklerindeki hafif kızarıklığı bile görüp “hep buzlu votkadan”
dediğim kadın, 20 santim çaplı su birikintisindeki bir avuç suyla üstümü çamur
edip, güneşli bir günde beni, kaderimi
sorgulamaya itince ona diyecek bir şey bulamadım...
Eğer kadınlar statüyü bir “beklenti” olarak görmeselerdi erkek
jinekolog diye bir şey olmazdı. Bir kadının derdini, başka bir kadından daha
iyi kim anlayabilir? Kaldı ki birçok kadın özellikle erkek jinekolog tercih
ediyor ve bunun seksüel bir amacı yok. Erkekler kadınların ne istediğini
bilmiyorsa, erkek modacılar nasıl bunu yakalayabiliyor? Hepsi mi homoseksüel?
Ya da bir erkeğin, kadının beğenilerine ve ihtiyaçlarına bu kadar
yaklaşabiliyor olması onu çok iyi gözlemlediği anlamına gelmiyor mu? Ayrıca
erkeklerin içinden çok başarılı çocuk doktorları çıkması da kadınları üzmeli.
Eşitlik denilen, aynı sayıda jinekolog ve modacı sayısı amaçlamak mı? Yoksa
kendine düşen konularda egemenlik sağlayıp saygı kazanılması gerekliliği mi?
(Oto tamirciliğinin erkek işi olması gibi) Yüzyıllardır kadın doğduğu için
eşitsizlikten şikayet eden şimdiki kadar olmadı. Aslında tüm çağlar boyunca
kadınlar erkeklere bir şekilde istediklerini yaptırdılar çünkü adlarının
kahraman olup olmamasını erkekler kadar umursamadılar. Bence şu anki durum
kadınların kendi seçimidir. Adına ister korkaklık densin ister rahatına
düşkünlük...
Kim bu kadar iyi bir maşası varken elini ateşe sokar ki?
Yani yeterince ses çıkartabiliyor olmak anlaşıldığın anlamına
gelmez. Kültürümüz içerisine yerleşmiş “kız isteme ritüeli” bir sembol olmanın
dışına çıktığında anlamsızlaşır. Stockholm sendromunda ise baskı uygulayana
sempati vardır oysa normal bir kadın, sahiplenilmeyi, bakılmayı, doyurulmayı,
gezdirilmeyi, şefkat gösterilmeyi, korunmayı bekler. Zorla sahip olunmaz efendi
gibi babasından istenir. Vermezse kız kendi kaçar. Eğer kaçmıyorsa korktuğundan
değil kaçacağı kişiye güvenmediğindendir çünkü tam anlamıyla cahil olmayan veya
hiçbir yerin yaşadığı yerden daha kötü olamayacağını bilenler hariç, geri
dönüşün olmadığı bir gidiş kesinlikle üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir
karardır. Bugün, gelişmiş bölgelerde “kız isteme” merasimi bile yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder