Son 30 yılda kadın ihtiyaçlarının küresel ekonomiye
kazandırdıklarını düşündüm. Evimizin 30 yıl önceki halini hatırlıyorum. Şimdiki
haliyle kıyasladığımda son 30 yılda tüketim ekonomisinin kadın odaklı
çalışmasının verdiği başarılı sonucu görüyorum. Ben çocukken evimizde merdaneli
çamaşır makinası vardı, şimdi bu makinalar köylerde yayık yapmak için
kullanılıyor yani büyük kısmı çöp olmayarak Anadolu insanının keskin zekası
sayesinde güncelliğini koruyor. Bulaşık makinesi diye bir şey de yoktu, mikser,
elektrikli süpürge, düdüklü tencere, blender, mikrodalga fırın, ankastre
ocaklar, derin dondurucular... Sadece mutfakta bile saymakla bitmeyecek
ilaveler var ve bunların neredeyse tümü şu anda evlerin olmazsa olmazı. Buna
“kadının büyük sanayi devrimi” diyebiliriz.
Kozmetik boyutuna geldiğimizde ise dev bir sektör daha görüyoruz,
yakın bir tarihe kadar kadının kozmetik ihtiyacı, basit makyaj malzemeleri ve
her yere sürülebilen birkaç marka kremden ibaretti. Şimdi küvetin kenarı bile
şampuanlar, jeller, kremlerle dolarken, bedenin her bölgesi için yapılmış,
bakım için ayrı, onarmak için ayrı ürünler mevcut. Reklam sektörünü de olanca
hızıyla besleyen bu ürünler güruhunun son 30 yılda dünya ekonomisine olan
katkısı inkar edilemez, hatta ekonomiler bu ihtiyaçları karşılayarak besleniyor
diyebiliriz. Nar ayıklamak için yapılmış bir alet bile var. Soğan doğrayıcı,
katı meyve presi, elma dilimleyici hatta yıkanmış sebzeyi kurutan bir alet var.
Büyük icatlar hızla kadının hayatını kolaylaştırmak için birbiriyle yarışıyor.
30 yıl önceki kadının durumuna bakıldığında bugünkü kadınların
şanslı olduğunu söylemek çok basit kalır, biraz parası olan veya kendisini
seven bir eşe sahip olan kadınlar Allah’ın sevgili kulları bence. Yan etkilerde
mevcut tabii ki, mesela kozmetik sektörü o kadar ilerledi ki neredeyse bir
maymunu bile güzel bir insana çevirebilecekken aynı ürünler yanlış kullanımla
bir insanı maymuna çevirebiliyor. Takviyeli sutyenler, popoyu iyi gösteren
pantolonlar, kalıcı makyaj, kaynak saç, takma kirpik, yağ aldırma, estetik
cerrahi, renkli lens, lazer epilasyon vs. Ayrıca estetik sektörünün bu kadar
gelişmesi kadınlar arasında haksız rekabet oluşturuyor ve doğuştan güzel olan
kadınlar eminim bundan şikayetçidir.
Güzelleştirme sektörünün aniden gelişmesiyle birlikte kadınlar için
ciddi istihdam sağlandı. Böylece yeni bir tüketim yöntemiyle bu sorun da -belki
farkında olmadan- çözülmüş oldu. Artık çevremizde kendini güzellik uzmanı diye
adlandıran bir sürü genç kızımız, kendi ırkını daha güzel yapmak için kavitasyon
cihazı kullanmayı ve kaş dövmesi yapmayı öğreniyor.
Bir iktisatçı gerekli bilgileri alıp toplasın sadece kadının daha
güzel görünmek için beslediği sektörün büyüklüğü dünya ekonomisinin en az %10
una denk gelir. Kadınların hızla otomobil kullanmaya başlamasıyla otomatik
vitesli ve pembe, yeşil, mor, otomobil sayısı da ciddi oranda arttı. Park,
yağmur ve far sensörlü araçların yapılması ise bana göre tamamen bayanlarla
ilgili bir durum. Yanlışlıkla sis lambalarını açıp sonra polis uyardığında
nereden kapatacağını bulamayan kadınlardan sonra yeni araçlarda sis lambaları
tek açmalı düğme olarak yapılıyor. Açıyorsunuz ve kontağı kapattığınızda
kapanıyor ve tekrar açmanız gerekiyor. Erkekler sis lambalarını –süs lambası-
olarak kullanıyor zaten. Daha çok hava yastığı ve tonla ilave emniyet tedbiri
de aynı sorunun çözümü olarak geliştirilmiş sanırım. Oysa biz yıllarca emniyet
kemerini bira kapağı açmak için konmuş kullanışlı bir aksesuar olarak bildik.
Erkek çoğunluğun araba kullandığı dönemde şoför tarafındaki güneşlikte ayna
olmazdı, şimdi bir de üstüne ışık koyuyorlar yolda giderken kaş falan da
alınabilsin diye. Bir de bebek ve çocuk sektörü var... Hazır bezler, ıslak
mendiller, kremler, şampuanlar, bebek telsizleri, çeşit çeşit mamalar var. E
artık bebek bakmaya ne var?
Yukarıdaki tüm anlatılar son 30 yılda “benim şu an aklıma gelen”
kadın ihtiyacı odaklı gelişmeler… Kadınların küresel ekonomiye yaptıkları
katkının hesaplanamayan boyuttaki küçücük göstergesi. Sağladıkları istihdam
için kendilerine teşekkür etmek isterim. Ayrıca yapılan yatırımın kişisel
kazancında bu kadar büyük bir geri dönüşümünü sağlayabilmekte mucize
denebilecek kadar başarılı bir sistem. Kadın ihtiyaçları sektöründe çalışanlar
veya bu sektöre hizmet veren tedarikçiler, kazandıkları paranın ne kadarını
özel hayatlarında yine bu sektöre harcıyor? Bunun cevabı tabii ki evdeki kadın
sayısına göre değişir.
Nobel ödülü almış bilim insanlarının insanlığa faydalı olabilmek
için feda ettiği zamanı düşününce, bordo ojeyi icat edene logaritma cetvelini
icat edenden daha çok saygı duyduğumu söyleyebilirim. Ya da harika iç
çamaşırlarını bulanlar, insanlığın mutluluğu adına çok daha büyük başarılar
elde etmişlerdir. İzafiyet teorisi mi yoksa bira bronzluğunda bir tenin sırt
dekoltesi mi diye sorsalar, sürpriz bir cevap alamayız.
Yukarıdaki tüm anlatıyla birlikte kadınların bunların hepsini hak
ettiğini düşünüyorum. Benim annemin mutfak dolabı bile yoktu, onun yerine tel
dolap vardı, çamaşır bulaşık elde yıkanırdı, çeşmeden akan sıcak su yoktu,
annem her sabah kalkar kömür taşır soba yakardı, şimdi temizleme robotları
varken o zamanlar gırgır vardı, yerler yer beziyle silinip halılar çatının
betonunda ya da sokakta yıkanırdı, benim annem için gezme demek haftasonu
gidilen pikniklerdi ve bu piknikler için annem öncesinde hazırlık yapar
sonrasında pikniğin bulaşığını, çamaşırını yıkardı. Pazara yürüyerek gider
dönüşte bir sürü torbayı elinde taşırdı. Benim annem teknolojinin tüm
nimetlerini hak ediyor. Ve ben “bulaşık makinası alacaksak niye evlendik” tarzı
erkek esprilerinin artık süresini fazlasıyla doldurduğunu düşünüyorum. İşten
eve geldiğimde eşimin akşama kadar iş yapmaktan perişan olmuş halde ve
aspiratörlü bir mutfağı olmadığı için yemek kokusu içinde karşılaması yerine.
makinaların yaptığı işler sayesinde yorulmamış, zamanında yemeğini yapmış ve
kocasının eve geleceği vakte kadar kendine çeki düzen verecek zamanı bulmuş
bakımlı bir kadını tercih ederim. Akıllı kadınlar teknolojiyi sadece kendi
faydalarına kullanacak kadar bencil değildir zaten...